← Sergiler

The Luxembourg Effect

2024 "Boris Georgiev" Art Gallery, Varna, BG
“The Luxembourg Effect” adını, 1930’larda radyo meraklıları tarafından ilk kez kayda geçirilen, radyo fiziğindeki aynı adlı olgudan alıyor.[1] İyonosferik çapraz modülasyon olarak da bilinen bu etki, sinyallerin iyonosferde etkileşime girerek radyo dalgalarının yansımasına ve kırılmasına yol açmasıyla ortaya çıkar. Benzer biçimde, çağdaş varoluşun parçalanmış manzarasında kavramlar ve düşünceler serbestçe dolaşırken, sinyallerle anlamları birbirine karıştırdığımız için çevremizde gerçekte ne olup bittiğini gözden kaçırırız. Bu gürültü içinde anlamlı bir kavrayışa ulaşmak güçleşir; “hipernesneler” [2] olarak adlandırılan unsurlardan oluşan devasa, anlaşılması güç bir ağ, günümüz deneyimini açıklamak için başvurulan bir çerçeveye dönüşür. Hipernesnelerin etkileri ve görünümleri farklı yerlere öylesine dağılmış olabilir ki bütünlüklerini tek seferde görmek ya da hissetmek imkânsızlaşır; bu da bireycilik fikrini sorgulamaya açar. Böylece bireysel deneyim belirsizliğin sisinde silikleşir; mesajlara boğulur, çok geçmeden nedenini bile anlayamadan kendimizi dışarıda buluruz. Günümüzde sanatçılar, insanın kavrayış ölçeğini çoğu zaman aşan, geniş ve karmaşık kavramlarla ve olgularla uğraşıyor. Çağdaş yaşamı biçimlendiren, birbirine derinden bağlı bu olgular karşısında temel bir soru beliriyor: Sanat, özellikle de resim, böylesine karmaşık meseleleri nasıl yansıtabilir?

Dünyanın uzak bir köşesinde, Alaska’da, çevrimiçi komplo çevrelerinde HAARP (High-frequency Active Auroral Research Program) kısaltmasıyla tanınan, faaliyetleri kısmen gizemle çevrili bir tesis bulunuyor. Depremlere neden olabildiği ya da küresel ısınmayı hızlandırabildiği gibi iddialarla pek çok komplo teorisine konu olan HAARP, eskiden askerî araştırmalar için kullanılan, bugün Alaska Üniversitesi tarafından işletilen ve iyonosferin özellikleriyle davranışlarını incelemeyi amaçlayan bir bilimsel araştırma tesisidir. HAARP araştırmacıları, iki farklı radyo frekansında genlik modülasyonu (AM) kullanarak ses tonları ve müzik dizileri ilettiklerinde bir “Lüksemburg Etkisi”ni yeniden üretip kaydetmeyi başardılar. Merak ederseniz bu kayıtları dinleyebilirsiniz. Tuhaf biçimde güzel ve ürperticidirler. Kaynağıyla tanınabilir bir bağı bulunmayan bir ses duyarız: Ne müziktir ne de insan sesi. Bunun yerine gezegen ölçeğinde, kesintisiz bir ortam uğultusu olarak belirir. Konuşmanın ve anlam üretmenin temel edimi açığa çıkar, en yalın hâline indirgenir; ortada ne sanatçı ne icracı vardır, herhangi bir olay da gerçekleşmez. Bir bakıma yanılsamadır bu; ama öylesine büyüleyici bir yanılsama ki şiirselleşir, müziğe dönüşür.

“The Luxembourg Effect” sergisinde yer alan sanatçılar Coşkun Sami ve Şevket Sönmez, kişisel ve kolektif deneyimlerin dönüşümüyle, bu dönüşümün başlı başına bir “yüceltme” (süblimasyon) sürecine dönüşmesiyle ilgileniyor. Şevket Sönmez’in mekâna yayılan ve uzanan resimleri, paravanları ve asamblajları kişisel anıların izlerini taşırken, çağdaş görsel üretim ve imgelerle simgelerin yeniden dolaşıma sokulması üzerine düşündürücü, muammalı bir bakış sunuyor. Coşkun Sami’nin mürekkep desenleri ve resimleri ise mecranın tarihiyle diyaloğunu sürdürerek gerileme ve çürümenin daha karanlık sularına yöneliyor. Sanatın giderek dinamik mecralara ve performatif platformlara yöneldiği bir dönemde her iki sanatçı da araştırmalarında daha geleneksel yöntemlere ve bunların yeniden yorumlarına başvuruyor. Onlar için tuval, içe bakışın aynası ve “yüceltme” sürecinin farklı yönlerine gönderme yapan, giderek genişleyen bir referans ağı. Bu arayış, akılcı düşüncenin sınırına ulaştığımız ve birdenbire bütünüyle, huzursuz edici ölçüde “başka” bir şeyle karşılaştığımız karmaşıklık içinde denge kurmaya çağıran, öğelerle fikirlerin girift bir dansı. Sami ve Sönmez, sanki bir büyüteçten bakarcasına, görsel algının ikircikliliğini, bireyin artan güvensizlik duygusunu, travmayı, kaybı ve belirsizliği ele alıyor. İşlerini belirli bir tematik önermeye bağlamayarak izleyicinin algısını sorguluyorlar: İnsan ne görmeyi bekler?

“The Luxembourg Effect”, her iki sanatçının üsluplar, yüzeyler, temalar ve resimsel mekânlardan oluşan bir ortam içinde aktarmaya çalıştığı bütün kuşkulara, kusurlara ve kendilerine özgü niteliklere yaklaşmaya, onları duymaya davet ediyor. Ressamları, bir yere kök salmış olanlarla geçerken gördüklerini kaydedenler olarak ikiye ayıracak olursak, Sami ile Sönmez’in her iki özelliği de taşıdığını söyleyebiliriz. Onların çekiciliği, gereğinden fazla zekice ya da alaycı görünmeye çalışmadan hem renge hem de resmedilene kazandırdıkları akışkanlıkta yatıyor. Bu anlamda sergi, iki farklı kişiliğin, zaman, mekân ve bellekle ilişkisi içinde imgelerin kırılgan yapısını görünür kılmak için kendi simyalarını kullanan iki sanatçının yayın yaptığı ve birbirine karıştığı bir süreç olarak görülebilir.

1. “Lüksemburg Etkisi”, bir yerdeki güçlü bir istasyondan yayılan sinyalin iyonosferden Dünya’ya geri yansıyarak başka bir yerden aynı ya da yakın frekansta yayılan sinyalle etkileşime girdiği bir radyo iletişimi olgusudur. Bu durum, iki yayının öğelerinin aynı anda duyulabildiği alışılmadık bir sinyal karışımına yol açabilir. Olgu, adını 20. yüzyılın ortalarında Radio Luxembourg’un güçlü yayınlarının Avrupa genelindeki diğer yayınlarla karışmasının gözlemlenmesinden alır.

2. “Hipernesneler”, filozof Timothy Morton’ın, zaman ve mekâna öylesine geniş ölçekte yayılan ve yerel görünümlerini aşan varlıkları tanımlamak için ortaya attığı bir kavramdır. Morton bu terimi 2013 tarihli *Hyperobjects: Philosophy and Ecology after the End of the World* adlı kitabında ele alır. İklim değişikliği, nükleer maddeler ve hatta internet, hipernesne örnekleridir: Bir şeyin ne olduğuna ilişkin alışılmış düşünme biçimlerini sorgulatan, son derece büyük ve sistemsel olarak dağılmış varlıklar.
The Luxembourg Effect
1 / 13

Sergilenen Eserler

İşaret, 2023
Tuval üzerine akrilik , 114 × 142 cm

Planetaryum, 2023
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 50 cm

Tuzak, 2023
Tuval üzerine akrilik , ⌀ 50 cm.

Kötü Tohum, 2023
Tuval üzerine yağlıboya , 97 × 130 cm.

BY Residence, 2023
Tuval üzerine yağlıboya , 130 × 97 cm.

Perde, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 50 cm

Babuşka, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 50 cm

Yarın, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 50 cm

Firari, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 100 cm

Örtüşme, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 50 cm

Dron, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 100 cm

Tesis, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 50 cm

İstila, 2022
Kâğıt üzerine mürekkep , 50 × 70 cm

Muziplik, 2022
Tuval üzerine akrilik , 130 × 97 cm

Anyverse, 2022
Kâğıt üzerine karışık teknik , 70 × 100 cm

Fatih, 2021
Tuval üzerine yağlıboya , 130 × 97 cm

Kıyı, 2021
Tuval üzerine yağlıboya , 103 × 103 cm

Cengizland, 2021
Tuval üzerine yağlıboya , 114 × 142 cm

Yağma, 2012
Tuval üzerine akrilik , 145 × 290 cm